Anasayfa
Merzifon'un Işıkları Yanıyor

 

 

    Çok da eski değil aslında, ama çocukken köye ilişkin ve köye dair hatırladıklarımın önemli bir kısmı o zamanki çevreyi gözlemlerinden kaynaklanan anılardır. Bu da o günlerin ve o zamanki yaşamın iz bıraktığını gösterir gibi sanki. Köylere yeni yeni televizyonun girdiği zamanlarda hala ev gezmelerinin yapıldığı ve köy meydanlarında, kahvelerinde içli sohbetlerin olduğu zamanlardı.

  Köyümüzden hemen yana kafanızı çevirdiğinizde görünen; büyük ve büyülü bir bitmezlikle uzanan Merzifon ovası ve gitmek düşerlinize ek yapabilecek bir manzara sunan Merzifon karayoluydu. Ben o yola bakıp hayaller kuran ve hep gitmekle kalmak arasında ne olabiliri tartışan, kendi kendine kanayan bir çocuktum.  O zamanlar heyecan verici olan okulla ev arasını adımlamak, çevrende gördüğün çok değişmez ve fakat sana değişken ve bambaşka gelen şeylerle ilgilenmekti. Bu arada ben her akşam istisnasız yorganı üzerime çekebilip uyumaya yollandığımda ıssız ada hayalleri kurardım. Zira bu hayaller, çocuk yaşlarda hayvan otlamak, tarlalarda çalışmak gibi işlerin işçiliğinden kurtulmak ve ruhunu tamamlayan çocukluğunun sağlamasını yapabilecek şekilde maceralara katılmak demekti. Sadece o şansımız vardı belki, belki onu seviyorduk ve belki mecbur olduğumuz için seviyorduk onu kim bilir… Ama tüm bu arada köyüm ülkemdi, Gümüşhacıköy dünya ve Merzifon evren. Evet bu kadarcıktı dünyam, ya da bu kadar büyüktü işte. 

 Evlere ailecek oturmaya gidildiğinde ve bir de gece geç saatlere kadar sohbetin kendiliğindenliğine kaptırıldıysa benlikler aslında ayrılmak istemezliğe ekti şu cümle; “nereye gidiyorsun daha Merzifon’un ışıkları yanıyor”. Gitme demekti bu. Orada ışıklar yandığına göre daha akşam olmamıştır ve daha akşam olmadığına, en azından yatsı olmadığına göre gitmen de gereksiz. Bu cümle hep söylenegelen alışıldık ve bildik bir cümle olduğu kadar içten bir söyleyiş olarak kalmış belleğimde. Hala da kullanırız aramızda biz bunu. Gitme demek için. Ama sevgilinize gitme demek için denemeyin zira anlaşılamıyor !!!

   Benim aklımda kalan bu cümle ne kadar belirginse, Merzifon o denli önemliydi aslında bizim için. Bizim göstergemiz, bilincimiz, bizi gösteren ve bize bakan şeylerdi orası. Kent varsa Merzifon’du. Hem çocukluğumuzun uzaktan bakılan büyük yerleşim yeri, hem de gecelerimize ışık gibi düşünülen ve ona göre ayarlamalar yapılacak denli günlük yaşamın temeline oturtulmuş yerdi. Işıkları yandığı sürece sorun yoktu. İçinde yaşayanlar dışında başka yerlerde, görece olarak uzak sayılabilecek yerlerde bile önemsenmesinin nedeni belki somut olarak yaydığı ve zamanı belirleyemeye yardım eden ışıkları kadar, düşünsel olarak akıllarda kaldığı aydınlık şekliydi.

    İstanbul’dan memlekete bakmak her zaman eksik kalmak gibidir. Zira özlemle bakarsın biraz, biraz kırgınlıkla belki, belki uzakta kalmaktan kaynaklı küskünlüklerle. Ama her şekilde özlenen ve uzakta var olduğunu bilmekle size güven veren bir olgudur. Memleketimizin orada kendine güvenli ve eskisi gibi olmasa da, güçlü ve yerinde duruyor olması bile bize güven verir. Bu memleketini sevmektir ucundan kıyısından.  Herkes için kendi memleketi, büyüdüğü yer önemlidir kuşkusuz; en kötüsünden anıları vardır orada oraya ilişkin. Ancak bizim için Merzifon biraz da aydınlık demekti demek ki. Ona karşıdan bakıp, hala ışıklarının yanıyor olmasının bize verdiği güvenle sohbetimize devam edebilmemiz ve uyumak için belki önce onun uyumasını beklememiz böyle de anlaşılabilir.

   Şimdi bedenen uzağından, ipini koparanın biriktiği belki de dünyanın en büyük köyünden oraya bakmak duygusal bir yolculuk demek. Işıklarına bakıp zamanımızı ayarlayamasak da, Merzifon un yaşam bütünlüğünün ( bir kentin yaşam bütünlüğü nelerden oluşur, belki başka yazıya….) devam ediyor olduğunu bilmek, orada çocukluğumuzun en büyük kentinin, çocukluğumuzun içinde kaybolduğumuz evreninin, çocukluğumuzun aydınlık saçan ve zamanı belirleyen kentinin sımsıkı ve sapasağlam durduğunu bilmek büyük bir güven verirdi bize. Şimdi çok da emin değiliz sanki…

     Merzifon’un kendi varlığı ile anlamlı ve dik duruşu bizim burada yürüyüşümüzü dahi değiştirecek önemdedir. Bu bakımdan biraz da sübjektif kaçacak belki, iyi ki de oraya baka baka büyümüşsün, iyi ki de oranın büyüklüğü sen küçükken seni büyülemiş diyebilirsiniz ama ben emin olmak istiyorum bu durumdan.   Merzifon’un ışıkları yanıyor mu hala ?

    Görenler uzun uzun bakarak içimizi serinleten o cümleyi defalarca kursunlar ışıkları hala yanıyorsa ve çocukluğumuzun aydınlık yanına selam etsinler. Ancak ışıklarında bir azalma yaydığı aydınlıkta bir eksilme varsa usulca fısıldasınlar bize. Çünkü Merzifon’un ışığı sönerse gece oluyor benliğimizde.

 

Anketler

Yeni sitemizde en çok görmek istediğiniz nedir ?
 

Köşe Yazarları

İlker Ağın
İlker Ağın
Ümit Çetin
Ümit Çetin
Cemalettin Gürbüz
Cemalettin Gürbüz